Son günlerde atanamamış öğretmenlerin çığlıklarını ve feryatlarını duyuyoruz. Bilmem, sizler de işitebiliyor musunuz?

Yurttaşı oldukları devletten bir talepleri var, o da atanmak, atanmak, atanmak, yani öğretmen olmak istiyorlar. Bunun için ise çalmadık kapı bırakmadılar. Devlet bürokrasisi, sendikalar vs... Bilmem, anlatabildiler mi acaba?

Devletin okullarında yıllarca okudular, en sonunda Lisans eğitimlerini, öğretmen olabilmek için Eğitim Fakültelerinde tamamlamak istediler. Bunun için üniversiteye giriş sınavlarına hazırlandılar. Çalıştılar, çabaladılar, gecelerini gündüzlerine kattılar ve sonunda öğretmen olabilmek için bir Eğitim fakültesine yerleştiler. Bilmem, bu çabayı ve emeği hissedebiliyor musunuz?

Öğretmen olmayı kafasına koyan bu gençler, dört yıl sürecek olan Eğitim Fakültesi öğrenim hayatlarında günlerini gün etmediler, vizeleri var, finalleri var, bu var oğlu var içinde de gecelerini gündüzlerine kattılar elbette. Önce Eğitim Fakültesi mezunu olarak hayal ettiler, sonra öğretmen olarak hayal ettiler kendilerini. Birisi bu gençleri, öğretmenlik okurken dürtüp ‘oğlum/kızım uyan, ne öğretmenliği, sen Turist Rehberi olacaksın’ ya da ‘oğlum/kızım uyan, Eğitim Fakültesi 4 yılın sonunda seni kapının önüne koyacak, sonra başının çaresine bakacaksın, artık ne olursan, şansına ne gelirse’ demedi. Bilmem, bu gençlerin derdini empati yolu ile algılayabiliyor musunuz?

Bu gençler, dört yıl bitip mezun olduklarında öğretmen olabilmek için yanıp tutuşurken, Eğitim Fakültesinin kapısının önüne ‘artık başının çaresine bak’ diyerek bırakıldıklarını anladılar ve başlarına nelerin geleceğinden habersiz devlet kapısını çaldılar ve başladı o bir türlü sonu görünmeyen, adeta çıkmaz bir sokak gibi görünen, her yıl değişkenlik gösteren iflahın kesildiği o süreç. Atanabilmek ve yeni nesile katkı sunabilmek, ‘yeni nesilde benim de tuzum olsun’ sevdası için yolları aşındırırlarken, önlerine o kadar çok engel çıkarılıyor ki bu gencecik dimağların, KPSS-Alan Sınavları-Mülakat-Kontenjan vs. vs. vs... Bilmem, duyumsayabiliyor musun bu süreci? Bilmem, psikolojin bozuldu mu, yaşam sevincin kaldı mı?

Ve lise son sınıfta okurken ve harıl harıl çalışarak üniversiteye hazırlanırken, öğretmenlik hayalini kurduğunuzda, Rehber Öğretmeniniz yanına çağırıyor sizi ve ‘Bu hayalini gerçekleştirmen için Eğitim Fakültesine gitmelisin’ diyor. Ve size birçok Eğitim fakültesi yolu gösteriyor, siz tercih ettiğiniz ve puanınızın yettiği Eğitim Fakültesine alnınızın teriyle yerleşiyor ve okuyorsunuz, bilahare bu fakülteyi bitiriyorsunuz, görkemli bir kep töreni ile öğretmenlik ruhsatı diploma elinize tutuşturuluyor ve öğretmenlik yapabileceğinizi gösteren diploma elinizde kapı önüne konmuş buluyorsunuz kendinizi. Devlet kapısı şansınızı deneyeceğiniz bir yol var önünüzde mesela. Ama birçok engel var. O da 1 milyonu bulan kuyruk örneğin. Rehber Öğretmeninizi dinleyip hayallerinizin peşinden koşmuşsunuz, o hayali gerçekleştirmişsiniz, öğretmenlik yapabilmek için diplomayı da kep töreninde kapmışsınız, öğretmenlik yapmanızda bir engel yok gibi iken, birden bir ses işitiliyor hem de yüksek bir makamdan, kulak verelim, dinleyiniz ne diyor, yol gösteriliyor yolunuzu bulmanız için güya, ama üzülerek belirtmeliyim ki, içinde hem trajedi var hem komedi:

“Her üniversite bitiren iş beklentisiyle hayata atılıyor. Rakamlar ortada. Öğretmen olarak atanmayı ümit eden 1 milyona yakın aday var. Eğitim fakültesinde okuyan 228 bin, fen-edebiyat ve ilahiyat fakültelerindekilerle birlikte 100 bin civarında, formasyon alanlarla yaklaşık 1 milyon aday atamayı devletten bekliyor. Oysa ihtiyacımız 100 bine yakın. Onların öğretmen olamazlarsa başka sektörlerde istihdamı için seçmeli derslerle transfer edilebilir beceriler edinmelerini düşünmeliyiz. Tarih okuyan artık müzeciliğe, turizm rehberliğine; Türk dili edebiyatı okuyan yerel gazetecilik ya da yayıncılığa; matematik okuyan bankacılık veya sigortacılığa yönelsin, özel sektöre gitsin. Her şeyi devletten beklemeyelim. Özel sektör de atama bekleyen 1 milyonluk öğretmen havuzundan faydalanmalı...’’

Böylelikle öğretmenlik hayalleriniz suya düşüyor. Kaldınız mı şimdi öğretmenlik diploması ile dımdızlak ortada. Ve şaşkınlığınızla baş başa... Bilmem, umudunuz kaldı mı yukarıdaki sözleri işittikten sonra?

Şimdi, gencecik, pırıl pırıl, Eğitim Fakültesi mezunu olan ve öğretmen olmak isteyen, ÖĞRETMENLİK HAYALLERİ KURAN, bunun için de ‘öğretmenlik yapabilir’ diplomasını alan bu arkadaşlarımıza, çocuk muamelesi yaparak sil baştan şu soruyu mu soralım?

‘Öğretmen olamamış Eğitim Fakültesi mezunu çocuğum, büyünce ne olmak istiyorsun?’

Sizce bunca emeğe, hayale, çabaya, alın terine, bu uğurda harcanmış yıllara ayıp olmaz mı, turist rehberi, gazeteci, müzeci, bankacı ol demek ve bu yönde yol göstermek. Üzülmez mi bu sözlere pırıl pırıl arkadaşlarımız? Tıp mezununa, veteriner ol deniyor mu bu ülkede? Pekala, neden öğretmene gazeteci, müzeci ve turist rehberi ol denir?

Böyle olacağını bilselerdi, inanınız, ÖĞRETMENLİK HAYALİ kurmazlardı sanırım. Bu yola da hiç girmezlerdi. Ama bilemediler, yurttaşı oldukları devletin kapısının, upuzun kuyruk var gerekçesi ile yüzlerine kapanacağını.

Ama onlar şunu da çok iyi bilmektedirler ki, devlet dairesinde bir memurun masası önünde insan kuyruğu var ise, o masada çalışan memur bilgisayarda okey oynuyordur. Bu bakımdan, diyebilirim ki, 1 milyon kuyruğun oluşmasında sorumlu olanlar, bu işi önemsemeyenler ve ciddiye almayanlar, bu iş üzerinde geleceği düşünerek plan-program yapmayanlar ve bu iş üzerinde ihmalkar davrananlardır.

#ŞubattaMülakatsız50BinAtamaHakkımızdır

Saygı ve sevgilerimle...

Yusuf SEVİNGEN
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.