Hayrete alamet işler değildi, sonun başlangıcıydı zaten yok saymaların. Keyfiyete binaen yola çıktıklarını yolda bulduklarına tercih ettiğin gün düştün en nadide köşelerden. Belki de bir umut ışığı aradı gözlerim gözlerinde, sükûtu hayal üzerine düştüm zemheri gecelerinde kaldırımların üstüne. Yiğitlerin harman olduğu yerden geliyordum, yiğitlerin harman olduğu yere gidenlere selam vere vere… İlk kez büyük bir iştiyakla sarıldım eteklerine, umarsızca ve düşünmeden sonunu. Biriktirdiğim ideallerim vardı ülkeme dair. Kendi egosundan sıyrılmış ruhumun dingin köşesinden seslendim sana. Bunca tecrübeyi heybemde biriktiren güzel insanların yüreklerinde yeşermişti tüm sair gelecek güzel yarınlar. Bir bir budanıp yeknesak edilene kadar inanmamıştı yüreğim. Yara bere içinde kalan ruhumun sanan inandığı günlere sitemkâr dilim şimdi. Kim bilebilirdi, kim kimin yarasına tuz basar?

Sen!  Sana inananları inandıkları davadan uzaklaştıran… Bana bir bahane bul şimdi, inanayım. Bir bahane ki, tüm yapılan onca kıyımın, ötekileştirmelerin ve yok saymışlığın üstünü gökyüzü gibi kapatsın. Bir bahane bul ki, bir kez daha inanmanın hazzını yaşasın kanayan, acıyan, sancıyan yürekler. Yok, değil mi? Bulamazsın. Çünkü dava dediğin “bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük” diyen Necip Fazıl’ın davasından değil. Oysa yola Necip Fazıl’dan Asım’ın neslinden bahsederek çıkılmıştı. Ne oldu sonrasında? Dava büyüktü, küçüldü, horlanmıştı, horlayan oldu, öksüzdü, yeni babalar buldu. Olsun sen bildiğini okumaya, kalemini kırdığın insanların ahını almaya devam et. Ancak unutma ki, herkesin bir hesabı var ve hesaplar üstü bir hesap, kaderin üstünde bir kader var. Ömür dediğin harcanıp gidiyor. Harcamaya devam edenlerin harcanabilme ihtimalinin ne kadar yüksek olduğunu tarih kitapları hatırlattı hep bize. Bir kez daha beşer âlemindeki yolculuk durağımızda karşılaşırsak eğer bir çift sözüm olacak. Söylemeden geçmeyeyim istedim. Bu toprağın hamurundan mayalanmış yürekleri yine toprağın kendisi temizler. Bir çırpıda yok sayıp attığınız bütün güzel yürekler toprağa düştü. Temizlenip filizlenip fidanlara dönüşmek için. Belki de “Asım’ın nesli diyordun ya, nesilmiş gerçek” dedirtecek yeni fidanlar… Vatan için toprağa düşmüş şahadet şerbetini içmişlerin yanında bizim ne haddimize ki sitem eder dururuz. Beli ki biz şehitlerin yüzüne bakmaktan imtina edeceğiz. Ya siz! 

Şu sıralar sokağın başındaki telefon kulübesinin yalnızlığı kadar yalnız yüreğim. Biri ahizeyi kaldırıp “alo” diyene kadar beklemeliyim. Henüz dolmadı yüreğime ağır gelen çile… Belli ki biraz daha var bedeli ödenmesi gereken hatalar… İnsanız ya, acele edip dururuz. Sabır denilen hasletin koynunda uyumak varken bu kadar paniklemek niye? Dedim ya, etten tırnaktan yaratılmışız. Bir de ermişlik sınırı belli ki biraz uzağımızda. Delilik ve velilik çizgisini görmekteyiz lakin hangi yöne düşeriz kestiremiyoruz. Bu sebeple belki de bu acele… Bir an önce olsun bitsin, eden ettiğinden yapan yaptığından nemalanmasın. Neyse dostlar ne diyecektim ki inanın unuttum. Ama vurgulamak istediğim, bir dümenin çarkları tüm dişlileriyle vidayı sıyırdı gözüküyor. Artık duvarda çivi, kalıpta harç, yürekte sevgi sağlam değil. Umudu yeşertmeye güç yetmiyor zaman zaman… 

Hatırladım hatırladım. Unutmadan söyleyeyim de bitsin bu yazının size yaptığı zulüm. Evvelden bugüne bildiğim kişinin kapasitesinin altında ya da üstünde çalıştırılması meselesi… Kapasite üstü çalıştırılanlar ile kapasite altı çalıştırılanların yönetimde ters orantı içinde olduğu kanaati hâsıl oldu son zamanlarda bende. Yanılıyor olabilirim tabi… Bunu söylerken her zaman istisnaların olduğunun altını çizmeliyim. Arapça bir kaide olarak ta eklemeliyim ki istisnalar kaideyi bozmaz!  Yarenler, maksadım kimseyi alt etmek değil. Kimseyi yüceleştirmekte değil. Sadece gönül yangınları var. Derdim serçe niyetiyle bir gagacık su serpintisi sunmak bu yangına. Kalın sağlıcakla…

İrfan ERTAV
Yazar
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Augumetin 1 ay önce

Bonjurda balığa gidelim.... Sezon açıldı ne bulursan Allah bereket versin... Döpiyes giymedim diye hayıflanma... Elde örülmüş bir kazakla bile piyes oynayabirsin yada yaşayabilirsin... Belki birgün meşhur bile olabilirsin. Hatta seçkin ve üstün bile olursun... Yeterlki olmak iste.... Hatta canlı yayına katılıp bir türkü bile isteyebilirsin.. Bukadar çok istek fazla bence insan olmayı iste.