Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken ülkenin birinde başörtülü kadınlar, büyük bir zulme maruz kalıyorlarmış.

İnsan haklarının ve özgürlüklerinin koyu savunuculuğunu yapan adamın birisi şu suali sormuş etrafındakilere:

- Bu zulüm de neyin nesi (kimin fesi)?

Çevredekiler adama cevap vermişler:

- Başörtülü kadınlar darülfünuna alınmıyor. İdeolojik haz yaşama derdine düşen bir grup, bu kızcağızlar üzerinde darülfünunda başörtüsü yasağı uygulaması ile iş/işlem ifa ediyor. Hem de büyük bir keyifle... Keyifleri gıcır ama gelecekte bu yaptıklarından dolayı keyifleri kaçacak. Çünkü resmen kaçık bunlar. Akıllarını kaçırmışlar.

Hak ve özgürlük savunucusu adam, şaşırmış bu duruma. Kendi kendine mırıldanmaya başlamış, sonra homurdanmış, en sonunda ‘Bu bir çılgınlık, ideolojik haz peşinde koşarken bu kızcağızların eğitim haklarını kimler ellerinden alabilir? Ben, bu hakkı bu kızcağızların ellerinden alanların alnını karışlarım.’diyerek yeri göğü inletmiş.

Ama adamın bu mücadelesini anlayan kim?

Adamın bu haykırışını duyan kim?

Adeta ülke haksızlık karşısında susan insanlarla dolup taşmış.Ama adam tek başına kalsa da darülfünuna başörtülü girme özgürlüğü ve hakkı olan bu kızcağızlara yardımını ve desteğini hiç esirgemeyeceğine ahdetmiş. Ve bu ahdine hep sadık kalmış. Ahdi, dünyadaki en haz verici evrensel değermiş: insan hakkı ve özgürlüğü. Bu hak ve özgürlük mücadelesi yolunda ölmek var, dönmek yokmuş.

Gel zaman git zaman o adam yolundan asla dönmemiş yalnız o ülkede keser dönmüş sap dönmüş gün gelmiş hesap dönmüş. Yani her şey tersine dönmüş. O başörtülü kızcağızlar artık darülfünuna başörtülü girme özgürlüklerini ve haklarını kullanabiliyorlarmış. Tabii o adam mutluymuş bu durumdan. O kızcağızlar da o adama minnettarmış. İdeolojik haz sevdasına ya da aşkına (ideolojik mecnun) düşerek bu kızcağızlara zulmedenler, gönüllerden tek tek düşmüşler. İktidardan da... Bu kızcağızlar ise özgürlükleri için verdikleri mücadele sonunda yere düşürmedikleri başörtüleri ile o ülkede adeta baş tacı edilmişler.

Neyse gel zaman git zaman bu ülkede darülfünunlarda bir sorun baş göstermeye başlamış. Nepotizm bataklığı yani akraba kayırmacılığı... Onurlu bir şekilde verdikleri özgürlük ve hak mücadeleleri ile darülfünuna başörtülü halleriyle girebilmek isteyen kızlara şeklen benzeyen ama öz olarak yakından uzaktan benzemeyen kızlar; babalarının, dayılarının, eşlerinin yani mevki sahibi akrabalarının yardımlarıyla darülfünuna girme peşine düşmüşler. Darülfünunu, darülharbe çevire çevire, başka insanlarının hakkını ve hukukunu çiğneye çiğneye pişkince yapmışlar bütün bunları.

Kulağına kar suyu kaçan işte  o adam bir gün çıkagelmiş bu ülkeye. Yeniden... Gördüklerine inanamamış. Ve kendine kendine şöyle yakınmış:

- Bu başörtülü kızlar, o başörtülü kızlara hiç benzemiyorlar. O başörtülü kızlar, hakları ve özgürlükleri ellerinden alındığı için darülfünuna giremiyorlardı. Ama bu başörtülü kızlar, birilerinin darülfünuna girme hakkını nepotizm bataklığına düşerek ve  ellerinden alarak darülfünuna girmeye ve orada kalmaya çalışıyorlar. Nereden nereye... Onurlu mücadelenin sonu bu mu olmalıydı? O zaman her şeye sil baştan... Yazık geçen zamana, yazık giden zamana...

Adam geçene ve gidene serzenişte bulunurken ülkedeki herkesin gelecek beklentisi şu yöndeymiş:

- Özgürlüklere ve haklara sığınıp darülfünuna girmek isteyen başörtülü öğrenciler, darülharbe sığınıp darülfünundaki nepotizm bataklığında kul hakkı yiyerek adeta atlarını koşturan başörtülü öğrencilere ‘DUR!’ demeliler. O adamın sizin özgürlüğünüz ve hakkınız uğruna verdiği mücadele hatırına bunu yapabilme cesaretini göstermeliler! Uğradığınız haksızlık karşısında yanınızda olarak boynunuzu bükmeyen o adama karşı bütün HAKSIZLIKLARA KARŞI SUSMAYAN DİLİNİZLE VERECEĞİNİZ bir tepki boynunuzun borcudur.

Aslında ülke halkı, onurlu mücadele vererek darülfünuna giren başörtülüler ile baba, dayı kayırmacılığı üzerinden darülharbe sırtlarını dayayarak bundan güç alıp nepotizm bataklığına düşerek pişkin pişkin darülfünuna giren başörtülüler arasındaki farkı görmek istiyormuş.

Ve masal burada bitmemiş. Çünkü haksızlıklar karşısında susmayan insanların daha çok yazacakları tarih vamış. Haksızlıklar karşısında susanlar ise masal anlatmaya devam ediyorlarmış.

Halk ise anlatılan masallara değil, yazılan tarihe inanıyormuş. Çünkü gerçeğin özü buymuş, gerisi şekil ve fasa fisoymuş.

Not: Bu yazıdaki her şey hayal ürünüdür.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.