Önce biraz ağladılar ama alıştılar şimdi. Aşağılık insanoğlu her şeye alışır!"

Dostoyevskinin Suç ve Cezası'ndaki cümle ne kadar doğru..

Aşağılık insanın alışamayacağı hiçbir şey yok.

Alışıyoruz, ama çok şey kaybediyoruz.

Kendimiz kendimizi böyle tüketiyoruz.

Dün karşı çıktığımız her şeye, şimdi ses çıkartmıyoruz.

Namussuza namussuz, şerefsize şerefsiz, ahlaksıza ahlâksız , fetöcüye fetöcü demiyoruz.

Namazın 5 vakit ahlakın 24 saat farz olduğunu veciz bir şekide ifade eden Tenekeci'ye kulak vermiyoruz.

Alıştık sanırım!

Kendi kendimizi yok ediyoruz.

İnandıklarımızı paraya, makama bazen bananeciliğe satıyoruz.

Tükeniyoruz işin aslı.

Alışmak…
Bir şarkı sözü;
'Alışmak sevmekten daha zor geliyor..'

Alışmak içinde çaresizlik, devamında hiçbir şeysizlik, tekdüzelik var gibi görünür önceleri…

Ama düşünmeye devam ettiğinizde, kendinize ait, sizi gerçek anlamda siz yapan, hayatınızı şekillendiren tüm ayrıntıları, incelikleri, öncelikleri barındırdığını görürsünüz.

Alıştığımız şey ne olursa olsun, kendimizi onunla haşır neşir ettikten sonra, ondan ayrı düşünmeyiz asla… Kötü alışkanlıklar da böyledir maalesef, bizi kendimiz yapan sağlam tutkular da…

Kimimiz, sigara içilen ortamda bir saniye bile duramazken, kimimiz bir nefes çekebilmek için zamanı en ekonomik şekilde nasıl kullanacağımızın hesbını yaparız.

Kimimiz aç karnına kahvenin bir kabus olduğunu düşünürken bir diğerimiz gözümüzü, kahve içmeden yeni güne açamayız. Yeme alışkanlıklarımız da böyledir, gezme tercihlerimiz de…

Dinlediğimiz müziklerden izlediğimiz filmlere, sevdiğimiz lezzetlerden kullandığımız kokulara, seçtiğimiz kitaplardan sevdiğimiz insanlara kadar bizimle ilgili seçimler sağlam alışkanlıkları yaratır.

İnsanlar da alışkanlık yapar. Onsuz olamadığımız; sesini bir gün duymadan, yüzünü bir gün görmeden, fikrine danışmadan yapamadıklarımız vardır.

Dostluk da böyledir, aşk da hayat da…

Alışırız sevmeye, istemeye, yaşamaya…

Alışkanlıklarımız, seçimlerimizdir aslında.

İşte tam da bu yüzden çaresizlik değil, hayatımızın olmazsa olmazlarıdır onlar… En sağlam, en çok istediğimiz, hiç vazgeçmeyeceğimiz tercihlerimizdir.

Hayatımızın adını onlarla koyarız. Ben, diye başlayan her cümlede bize yakın olan, bizden ayrı düşünemediğimiz ne ya da kim varsa, onlar gelir cümleyi tamamlar, sözün devamını getirir bizim için.

Alışmak sözcüğünde almak vardır önce. Gönüllü bir almaktır bu. Siz bakmayın, zaman zaman onlardan gerçekten şikayet eder gibi yaptığımıza… Almasak bu kadar bizim olmazlardı. Almasak, bu kadar belirlemezlerdi bizi. İstemeden hayatımıza aldığımızı iddia ettiğimiz ne ya da kim varsa bal gibi istediğimiz için bizimdirler.

Can Yücel’in ‘Biraz Değiştim’ başlıklı şiirindeki insana bakalım;

'Biraz değiştim,

Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…

Değiştim,

Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,

Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni

Ben benimle savaşıyorum,

Seninle değil!

Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın

Ne kazanabileni ne de kaybedeniyim,

Sorun değil!

Elbet alışırım,

Biraz alıştım,

Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar,

Alıştım,

Varlığını istemediğim tüm eksik yanlarıma,

Ve çokluğunu da yokluğunu da istemediğim bu iki arada bir derede duyguya alışıyorum,

Bir yanım bırak diyor bir yanım –ma,

Kesin değil!'


Yeni alışkanlıklara evet demek, eskileri bırakmak, yenisini almak o kadar kolay değil… Çünkü kesin, değil…

Alışkanlıkları bırakınca değişiyor insan…

O zaman da kendisi olmadığını düşünüyor, olmuyor da zaten. Hayat bizi alışkanlıklarımızdan ayırmadığı sürece aldıklarımızla biz olarak yaşamak, illa alacaksak istediğimiz için almak ve ona alışmak olmalı en doğru tercih…

Sevgiyi almak, aşkı almak, hayata izin vermek ve yeni aldıklarımızı bizim yapmak…

Buna değişmek değil yenilenmek, kendimize yeni bir ben katmak denir bana göre…

Düşünün alıştıklarınızı, kendiniz için hayattan yeni aldıklarınızı… Hangisini gerçekten bırakmak istersiniz?

Muhtemelen hiçbirini, hiç kimsenizi…

Alışma..
Verişme..
Dilemna!

Alırken liberal verirken muhafazakar aşağılık insanoğluna alışma..

Alışkanlığın seni cehennem çukurlarına çekiyorsa Dante'den uzak dur..

Hayat İlahi bir komedya..
Alışma..

Verişme zamanı geliyor çünkü..

Ne dersek diyelim;
*Omnis homo mendax.
*Tüm insanlar yalancıdır.

'Önce biraz ağladılar ama alıştılar şimdi. Aşağılık insanoğlu her şeye alışır!'

Erhan Ziya SANCAR
Eğitimci Yazar
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Hacer Meral 1 ay önce

Alışmak zaman alıyor;zamansa her şeyi.....

Misafir Avatar
Hakan Apaydın 1 ay önce

Doğru yoldasın, Mirim.

"ALIŞMAK

Dünyada en kötü şey, alışmak… İyi ve faydalıya alışmak bir tarafta dursun, bilhassa kötüye ve zararlıya alışmak… Hattâ iyiye ve faydalıya alışmakta bile, daha iyi ve daha faydalısına istekli olmamak bakımından bir yetersizlik vardır. Hele alışılan şeylerin insana verdiği boyacı küpü üslûbunda iş görmek, kolayına getirmeye çalışmak, hissizlik, hassasiyetsizlik, kayıtsızlık, en feci şey… Bu mânâda ibadete alışmanın, vazifeyi sadece alışkanlıktan ötürü yerine getirmenin bile değeri yoktur. Yenilik, tazelik, cehd ve daima ileriye atlama şuuru, dava sahabi bir insanı asla terketmeyecektir.

“- Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır.”

İslâmın ebedî yenilik ve arayıcılık hikmetini güneşten kandillerle mahyalaştıran bu hadis anlaşılabilse, anlaşılmadık şey kalmaz denilebilir. Ve bu ulvî hikmetin korkuttuğu tek şey, olduğu vaziyet içinde tesellisini bilip hamle ve hareketten kalmak, yani alışmak…

Allah ve Resulünün kitaplarından sonra dinde en üstün eserin sahibi İmam-ı Rabbânî Hazretleri de namaza niyetin dille değil, kalble olması gerektiğini kaydeder ve boyacı küpü şeklinde mâna ve ruhuna nüfuz edilmeden dudaktan dökülen kelimelerin, kalb uyurken ne kadar kof ve boş kaldığını belirtir ve buyurur:

“Kalbin nühuz ve kıyamı (doğrulması, ayaklanması) lâzımdır.”

Dedik ya! İyiye alışmak ve onun her dem tazelik isteyen vecdini kaybetmek yerine kötüye alışmak ve onun ıstırabını yitirmek?.. Felâketin en büyüğü budur ve başınızdaki felâketlere karşı çıkamayışımız da bu yüzdendir.

23 Eylül 1978

Necip Fazıl Kısakürek | Çerçeve 5

Misafir Avatar
Rafet Fener 1 ay önce

Yüreğine sağlık başkanım

Misafir Avatar
Müjgan 1 ay önce

Kaleminize sağlık

Misafir Avatar
Sema Satır 1 ay önce

Tebrikler Hocam

Misafir Avatar
Ahmed Güner 1 ay önce

Yüreğine sağlık başkanım.

Misafir Avatar
Meryem 1 ay önce

Ne kadar doğru ne kadar gerçekçi
Hocam kaleminize yüreğinize sağlık ..

Misafir Avatar
Bensu 1 ay önce

Maalesef durum bu, her geçen gün değerlerimizi yitiriyoruz buna da alışma diyoruz.