YÖK Kaldırılmalı, Üniversiteler Özgür ve Özerk Olmalı!
YÖK üniversitelerimizi tek tipleştiriyor, bilimden uzaklaştırıyor, akademik özgürlükleri yok ediyor, bilim insanları ve öğrenciler üzerinde baskı kuruyor, çeşitli yasakçı anlayışlar nedeniyle bilimsel araştırmaları dahi engelliyor.
 
YÖK artık kaldırılmalı ve onun yerine üniversitelerin açılması, işleyişi ve yürütülmesi konuları için akredite bir kalite kurumu kurulmalıdır. Bu kurum üniversitelerin ne yapması gerektiğine karışmayan denetleyici bir kurum da olmalıdır.
 
Bu yeni sistemde üniversitelere kalite/verim performansına göre bütçe verilmeli ve böylece üniversiteler arasında pozitif bir rekabet ortamı oluşturulmalıdır. Üniversitelerin belirli alanlarda uzmanlaşmalarının sağlanması da acilen sağlanmalıdır.
 
Ak Parti geçmişte baskıcı ve antidemokratik olduğu gerekçesiyle eleştirdiği ve kaldırılması gerektiğini savunduğu YÖK’ü korumaktan vazgeçmelidir. 12 Eylül faşist darbesinin ürünü olan YÖK üniversitelerin, bilimin, sanatın, özgür düşüncenin ve halkın beklentilerine cevap veremiyor.
 
Üniversitelerimizin siyasi iktidarların kontrolü altında olmaktan çıkarılması, idari, mali ve bilimsel yönden özerk hale getirilmesi gerekiyor.

Çünkü üniversitelerimizdeki bilimin, araştırmanın, nitelikli mezun yetiştirmenin önündeki engellerin himayecisi YÖK’tür. Birçok yasayı kaldıran dahası Anayasanın dahi büyük bölümünü değiştiren hükümetin YÖK yasasına dokunmamasını anlamak çok güç.
 
ÜNİVERSİTELER HOCA VE ÖĞRENCİLERİNİ KENDİLERİ SEÇEBİLMELİDİR

Türkiye’nin üniversitelerini derhal yeniden yapılandırması gerekiyor. Üniversitelerin YÖK’ten kurtulması gerekiyor. Üniversitelerimizin biran önce özerk ve demokratik bir yapıya kavuşturulması şarttır.
 
Üniversitelerimizin akademik özgürlüğü, kurumsal özerkliği, üniversitenin üye ve öğrencilerini kendisinin seçebilmesi, stratejik planlarını özgürce hazırlayabilmesi ve parasını bu planlama doğrultusunda harcayabilmesi çok önemlidir.
 
Üniversitelerin Amerika’daki benzeri bir yöntemle öğrencilerini kendisinin seçebilmesine imkânda verilmelidir. Üniversitelerin kendi hocalarını da seçmesine fırsat verilmelidir. Üniversite hocalarını müzmin devlet memuru tipine sokan sistemin hamisi YÖK’tür. Tüm üniversite üyeleri sözleşmeyle ve kontratlar üzerinden öğretim üyesi olmalıdır. Performansları ölçülen öğretim üyelerinin maaşlarını da üniversite yönetimlerinin kendileri tayin etmelidir.
 
Üniversitelerimizin sorunlarına merkezden değil kendi bünyesinden çözüm üretmesi gerekiyor. Bu nedenle de merkeziyetçi ve müdahaleci bir yapı olan YÖK’ün kaldırılması gerçekten gerekli bir hal almıştır. Örneğin bir üniversite Suriyeli göçmenler konusunda bilimsel bir araştırma yapmak istediğinde burs ve bütçe planlamasını özgürce yapabilmeli iken YÖK üniversitelerin ne tür burs vereceğine yahut hangi konularda bilimsel araştırma yapacağına kadar karışabilmektedir.
 
ÜNİVERSİTELER REKTÖRÜNÜ KENDİLERİ SEÇEBİLMELİDİR

YÖK her alanda üniversiteleri kısıtlıyor. Rektörü bile seçemiyorsunuz. Hangi bölümü açacağınıza veya hangi bölümü kapatmanız gerektiğine karar veremiyorsunuz. YÖK üniversitelerin bilimselliğine engel oluyor. Üniversiteler YÖK’ün iznine gerek duymadan istediği bilimsel çalışmaları yapabilmelidir.
 
Rektör ve dekan atamaları üniversitedeki bileşenlerin eğilimleri ve demokratik tercihleri doğrultusunda yapılmalıdır. Üniversitelerdeki diğer yöneticiler ve akademik kadrolarda liyakat ve ehliyet kriterleri esas alınarak belirlenmelidir. Üniversitelerimizdeki görevlendirme, atama, işe alma ve terfilerde her türlü ahlaksız ve nepotist uygulamalara biran önce son verilerek adil ve objektif kriterlere geçilmelidir.
 
Böylece hem atanan rektör, dekan ve yöneticilerin meşruiyeti, performansı güçlenecek hem de kurum içi demokratik ve bilimsel değer ve erdemler pekişecektir. Üniversitelerimizde yaşanan bu tür kayırmacı, torpilci ve adaletsizlikçi uygulamalar bilimselliği ve verimliliği zedelediği gibi beyin göçünü de tetiklemektedir.
 
Türkiye’nin üniversitelerinin üzerine çöken sıkıntılardan kurtulması lazımdır. Üniversiteler fikir üretemiyor. Türkiye’deki üniversitelerin çoğu lise düzeyinde eğitim veren kurumlar haline gelmiştir. Üniversiteler hem soysal hem de toplumsal açıdan toplumun ilerlemesini sağlayan kurumlar olması gerekirken Türkiye’deki üniversiteler ülkenin sorunlarını bir köy kahvesi kadar tartışamıyor.
 
ÜNİVERSİTELERİMİZ ÇAĞDAŞ İLKE VE PRENSİPLER DOĞRULTUSUNDA YAPILANDIRILMALI

Türkiye YÖK üzerinden üniversiteleri merkezi olarak örgütlemiştir. Oysa Türkiye’nin üniversitelerini yatay ve demokratik olarak örgütlemeye ihtiyacı vardır.  Yükseköğretim sistemini dünyanın gerçekleri ve Türkiye’nin gerekleri doğrultusunda yeni bir vizyonla örgütlememiz gerekiyor.
 
Çağdaş dünyanın yükseköğretiminin genel ilkeleri ve ölçüleri vardır. Türkiye kendi kompleks ve korkularını bahane ederek bu genel ilke ve prensipleri dikkate almamazlık yapmayı bırakmalıdır. Türkiye yükseköğretimde kaliteyi ve özerkliği yakalamak zorundadır. Özerk üniversite mesuliyetli üniversite demektir. Kaliteli üniversite rekabet ortamında oluşur.
 
Son yıllarda sayıları son yıllarda hızla artan vakıf üniversitelerinin yükseköğrenime zenginlik ve hareket kattığı çok açıktır. Fakat bu üniversitelerin ticarethaneye dönüşmesine asla fırsat verilmemelidir. Türkiye kar amaçlı özel üniversitelere izin verdiği takdirde vakıf üniversiteleri esas amacı olan kamu hizmetini yerine getirmeye ve eğitime vicdani yatırım yapmaya böylece teşvik edilmiş olacaktır.
 
Türkiye gençlerini sistem anarşisinin yaşam hapishanesine çevirdiği adına üniversite dediğimiz kafeslere reaktif bir şekilde hapsediyor. Türkiye en zeki gençlerini proaktif sosyalleşmeye, ülkesini tanımaya, hayatı anlamaya, dünyayı sorgulamaya hatta hesap sormaya başlaması gerektiği yaşlarda onları toplumdan, dünyadan ve hayattan kopararak kampüslere ve sınıflara tıkıyor.
 
ORTAK VE ACİL YOL HARİTASINA BÜYÜK İHTİYAÇ VAR

Buradan ülkemiz siyasetçilerine önemle sesleniyorum. Tüm üniversite paydaşlarının ve ilgili tüm sivil kuruluşların, sendikaların bir araya geldiği demokratik ve özgür bir platformda Türk üniversitelerinin nasıl yapılandırılacağı konusu tartışılmalı ve ortak bir yol haritası çıkarılmalıdır.
 
Türk yükseköğretim sisteminde YÖK’e değil üniversitelerimizin özerkliğine, rekabetçiliklerine, kaliteliliklerine ve yüksek performanslarına ihtiyaç vardır. Bütün dünya bu yönde çabalarken Türkiye’nin halen ciddi bir adım atmaması gerçekten çok üzücüdür. Siyasetçilerimizin yükseköğretim sistemimiz masaya yatırmalarının zamanı çoktan geldi geçti. Türkiye’de yaşanan beyin göçü, terör, çevre kirliliği, eşitsizlikler gibi jenerik sorunların çözümünde üniversitelerimiz çözüm üretemiyor, konuşmuyor, tartışmıyor, bir vizyonu yahut bir derdi de yok.  
 
Üniversitelerimiz kendilerine ülkenin sorunlarının dışında tutuyor ve ilgilenmiyor, topluma açık ve sivil toplumun beklentilerini karşılayan dinamik kurumlar değiller. Türkiye milli hedeflerine üniversitelerin öncülüğü ve motivasyonunda ulaşabilir.
 
Bu nedenle Türkiye'nin; namuslu, ülke ve insanlık yararına bir bilim ilkesiyle biran önce YÖK’ü kaldırarak akredite bir kalite, düzenleme kurumu kurması gerekmektedir.  Türkiye'nin büyük bir eğitim cihadı başlatamamasının nedenlerinden birisi de budur. Bunun için Türkiye'nin yükseköğrenimine ilkeli ve farkındalığı yüksek bir siyasi iradenin el atması gerekmektedir. 
Anahtar Kelimeler:
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.