PISA 2015 kapsamında OECD ülkeleri arasında 15 yaş düzeyindeki öğrencilere dönük ‘Öğrenci Refahı’ ile ilgili yapılan anket çalışmasında Türkiye hakkında çarpıcı, dikkat çekici ve uyarıcı saptamalar söz konusu.

Bu saptamalar, görmezden gelinmeyecek ve dikkate alınmayacak gibi değil. Saptamalar, gelecek kuşaklarımızla ilgili uyarıcı sinyaller verir nitelikte olduğu için yorumumuz budur. Bu bakımdan, saptamalara dair bazı çıkarımlarda ve değerlendirmelerde bulunularak, gelecek kuşaklarımızla ilgili uyarıcı sinyaller ışığında, eğitim öğretim programlarının yeniden düzenlenmesi ve 23 Nisan arifesinde dikkatle, önemle ve özenle üzerinde durulmalıdır. Bu bağlamda, dilerseniz, 15 yaş düzeyindeki öğrencilerimiz hakkında PISA 2015 raporuna yansıyan birtakım olumsuz ve uyarıcı mahiyetteki saptamaları değerlendirmeye başlayalım.

PISA 2015 raporuna göre 15 yaş düzeyindeki öğrencilerimiz ‘mutsuz’.

Öğrenciler üzerindeki bu mutsuzluk hali, aslına bakılırsa, okul alanında hem ders saatleri içinde hem de ders saatleri dışında gözlemlenen bir durumdur. Bu gözlemlenen durum, PISA 2015 raporunda yüzümüze vurulmaktadır. Pekala, öğrenciler üzerinde gözlemlenen bu ‘mutsuz’ hal için okullarda öğretmenler eliyle ne gibi çalışmalar yapılmaktadır? Ya da böyle bir tablo karşısında okullarımızın ve öğretmenlerimizin, öğrenciler üzerinde gözlenen ve söz konusu PISA raporu ile de adeta yüzümüze vurulan bu ‘mutsuz’ hal için ‘görmedim’, ‘bilmiyorum’ , ‘duymadım’ diyerek bir gaflet, kayıtsızlık ve umursamazlık hali içinde sorumluluk almayan bir tavıra sahip olabilme lüksü var mıdır? Çocuklarımızla ilgili duygusal ve psikolojik halleri, elin oğlunun hazırladığı raporlardan mı öğreneceğiz? Okul bahçesinde ve sınıfta gördüğümüz bu hal için kendimizle ne zaman yüzleşeceğiz? Ve ne zaman sorumluluğumuz dahilinde buna dönük yapmadıklarımızla ya da yapabileceklerimizle yüzleşerek çocuklarımızın mutsuzluğunun kaynağını çözeceğiz? Biliniz ki, gün geçtikçe çocuklarımızdaki bu hal kördüğüm oluyor. Çözülmesi, her ertelenen yeni gün ile birlikte daha da zorlaşıyor. Onun için vakit kaybına yer yok.

Ve çuvaldızı başkasına iğneyi kendimize batırmamız gerekirse, okullarda öğretmenler üzerinde gözlenen kayıtsızlık ve umursamazlık hali değil midir çocuklarımızdaki ‘mutsuzluğun’ bir parçacık nedeni? Öğrencimizin duygularından bihaber ders anlatmakla işimizi ve görevimizi layıkıyla tamamlamış olmuyoruz, öyle değil mi? Ya da rehber öğretmenin, haftalık olarak sunduğu 3-5 formu öğrencilere doldurtmakla da işimiz bitmiyor, değil mi? Bu noktada, çocuklarımız için okul ahalisinin, ev ahalisi ile birlikte şapkasını önüne koyması gerekmez mi? Çocuklarımızın mutluluğu için buna değmez mi?

İfade etmeliyim ki, ne yazık ki, çocuklarımızın ‘mutsuz’ hallerinin nedeni okulda ve evde değer görmemeleridir, önemsenmemeleridir. Sınıfta ve okul bahçesinde zaptedilmeye çalışılan bir varlıkmış gibi hissediyor çocuklarımız kendilerini, bu hal evlerinde de aile fertlerinin kendilerini yok sayması ile birleşince ortaya nur topu gibi ‘mutsuz’ hal çıkıyor işte. Acilen bir karar vermeliyiz artık, ya elimizde sopa ile koridorda-bahçede öğrenci kovalayan, mola süresi içinde bu kovalama halinden kaynaklı olarak ağıl izlenimi veren bir bahçede öğrenciyi tutmakla cebelleşen, ders zili çalınca öğrenciyi sınıflara adeta tıkıştıran, öğrencinin ruhsal yönünü hiçe sayan, onu yalnızca etten kemikten ibaretmiş gibi gören bir görüntü içinde çobanı andıracağız ya da öğrencileriyle sohbet ederek onları ruhsal yönden de anlamaya çalışan, derse geçmeden önce bir ‘nasılsınız?’ ı onlardan esirgemeyen, öğrencileriyle ilgili ve sevgili olan capcanlı bir öğretmen olacağız. Ne yazık ki, ders saati içinde ve dışında bir gülücüğü ve ‘merhaba’yı esirgeyen, bir ‘nasılsınız?’ ile hal hatır sormayı unutmuş olan birçok öğretmen bulunmaktadır. Ve bu öğretmen profili, nitelik bakımından öğretmenlik mesleği ile bağdaşmıyor.

Elbette, öğrenci üzerindeki ‘mutsuz’ halin tek nedeni öğretmen değildir. Sosyal, ekonomik, kültürel, ailesel birçok neden sıralanabilir. Hatta ve hatta devletimizin de bu halde bir sorumluluğu ve payı vardır. Bu bakımdan, herkes hissesine düşeni alabilme özgüvenine, özcesaretine ve özeleştirisine haiz olabilmelidir. Eğitim-öğretim ortamlarında sevgi-saygı-barış-kardeşlik-iyi niyet-güven-adalet-eşitlik gibi duyguların ne kadarı estiriliyor mesela? Ayrıca, bu duygular ortama hakim mi? Bu duyguların hükmü geçiyor mu? Yoksa, eğitim öğretim ortamları bu duygulardan fersah fersah uzakta bir mahrumiyet içinde mi?

Ve bilinmelidir ki, öğretmene eğitim-öğretim ortamlarında ne kadar bu duygular solutulursa ve hissettirilirse, öğretmenlerimizin de, öğrencilerimizin de mutluluk halleri güneş gibi daha parlak olacaktır. Zira; mutluluğu besleyen yukarıda sıraladığımız duygulardır. Hiçbir insan, kötü duyguların esaretinde-baskısı altında ve idari olarak kötü yönetilen bir okul ortamında mutlu olamaz. Yani öğrenciyi mutlu etmek, öğretmeni mutlu etmekten, öğretmeni mutlu etmek okul idaresini mutlu etmekten, okul idaresini mutlu etmek ilçe milli eğitim idaresini mutlu etmekten, ilçe milli eğitim idaresini mutlu etmek il milli eğitim idaresini mutlu etmekten geçer. Dikkat buyurunuz ki, burada, özellikle yönetimsel bakımdan mutluluğun silsilesi ve eğitim-öğretim ortamlarına zincirleme etkisi ortaya konmaktadır. Herkes, öğrencilerimizin mutlululuğu için sorumluluk payını ve hissesine düşeni üzerine almalı ve bunun için bir an evvel harekete geçmelidir.

Eğitim-öğretim ortamlarındaki mutluluğu tüm iç-dış paydaşları içine alacak şekilde test eden, katılımcı demokratik yöntemleri esas alan geniş çaplı milli raporlar hazırlanmalıdır. Gelecek kuşakların mutluluk hali için neler yapılması gerekiyorsa, herkes üzerine düşeni ifa etmelidir. Bunun için ise devlet eli ile koşullar yaratılmalıdır. Yoksa, ‘mutsuz’ gelecek kuşakların neticesi ile çok kötü bir biçimde fiilen yüzleşiriz. Şu an bile sosyal ortamlarda bunun alametleri vardır zaten.
Ayrıca, ‘okul ortamında öğrencideki ‘mutsuz’ hali tetikleyen; hatta besleyen neler var?’ sorgulaması yapabiliriz. Hakeza, bunu aile ortamına da uyarlayıp sorgulamanın şeklini, boyutunu ve yönünü değiştirebiliriz. Rehber öğretmenler, şube rehber öğretmenleri, sınıf-alan öğretmenleri işbirliği içinde, koordineli bir şekilde, okul idaresinin yönetimi-gözetimi dahilinde bu işin üstesinden gelebilir. Bu bakımdan diyebiliriz ki, öğrencilerdeki bu halin bertarafı, her bir ilgili ve yetkili kişiye sorumluluk yüklüyor. BİR sorumluluk, özellikle iç paydaşlara pay edilerek yükleniyor yani. Yalnız, bu sorumluluğumuz gereği yaptığımız çalışmalara, hissiyatımızı katabilirsek bu çalışmaları benimseriz-özümseriz, yoksa yaz-çiz ile bir prosedürün gereği yapılmış olur. Ve bu gereğini yapma şekli, böyle bir çalışmanın amacına hizmet etmez, bundan dolayı da sonuç alıcı olmaz. Unutmayınız ki, öğretmen olmak zahmeti göze almayı gerektirir. Bu meslek, zahmetsiz ve külfetsiz yapılmak istenirse, ortaya bir öğretmen çıkmaz. Resmen öğretmen olup fiilen başka bir şekle bürünülmüş olunur.

Ne yazık ki, öğretmenlik mesleği günden güne dışsal cihette bir görüntüden ve süsten ibaretmiş gibi görülüyor, bu durum ise içsel olarak bu mesleğin bir boşlukta olduğunu ve günden güne içsel bakımdan eridiğini gözler önüne seriyor. Bunun ise olumsuz etkileri, eğitim-öğretim ortamının havasına, o ortamı soluyan öğrencilere oluyor. Geleceğimiz olan öğrencilerimiz, yüzünde gülücüğü eksik bir şekilde, cansız bir çiçek gibi büyüyor. Sonra büyüdükçe o çiçek dikenleşiyor , topluma batmaya ve toplumun canını acıtmaya başlıyor. Toplum, o an anlıyor somurtarak ve inciterek ve kırarak caddede ve sokakta yürüyen insanların kaynağını. Geç olmadan öğretmenlerimizin, okullarımızın ve bakanlığımızın öğrenciler üzerindeki bu kötü hal üzerine kafa yorup bir çözüm yolu çizmesi şarttır ve lüzumludur.

Yoksa, her mutsuz çocuk, kötü bir büyük olmaya gebedir. Onun için okullarımızda mutlu çocuklar yetiştirmeliyiz, hatta bunun için iş ve el birliği içinde kafa kafaya vererek, kol kola ve omuz omuza yürüyerek seferber olmalıyız, yoksa okullar kötü insan kaynağını kurutamadıkları için bir müddet sonra kendilerini fiilen lağvetmiş olacak, FİZİKEN-RESMEN VAR, AMA FİİLEN OLMAYACAK YANİ.

FİZİKEN GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE OLAN, HATTA HER GÜN YANINDAN GEÇTİĞİMİZ DEVLETİMİZİN TÜM KURUM VE KURULUŞLARI, OKULLAR DA BUNUN İÇİNDE, İNSANIMIZIN RUHUNA İŞLEMELİDİR. VE DEVLETİMİZİN SOMUTLAŞTIĞI O FİZİKİ YAPILAR, TOPLUMA MUTLU VE İYİ İNSAN KAZANDIRMAK İÇİN İŞ/İŞLEM YAPMALIDIR. YANİ DEVLET İÇİN HER BAKIMDAN VATANDAŞIN MUTLULUĞU ESAS OLMALIDIR. VE DİYEBİLİRİM Kİ, HER YAŞ GRUBU İÇİN BİR İNSANI MUTLU ETMENİN YOLLARI İSE BESBELLİDİR. BİLİNMELİDİR Kİ, BİR DEVLET İÇİN BİR İNSANI MUTLU ETMEK ZOR DEĞİLDİR. DEVLET, İNSANIN MUTLULUĞUNU DÜŞÜNEN VE ONA GÖRE KENDİNİ YAPILANDIRAN BİR YAPIDA VE KİMLİKTE OLMALIDIR. MUTLU İNSAN GÖRÜNCE ESAS DURUŞA GEÇMELİDİR. FİZİKEN OLMASA DA MANEN...
Yukarıda bahsolunan rapordaki ‘kaygılı’, ‘okul ile aidiyet bağı yok’ (öğrenci eğitim-öğretimin içinde onun bir parçasıymış gibi bir hisse sahip değil, öğretmenlerimiz ve okul idareleri buradan bir hisse almayacak mı?) ve ‘zorbalığa maruz kalıyor’ gibi diğer saptamaların da kaynağı MUTSUZLUKTUR. UNUTMAYINIZ, MUTLU İNSAN İYİ İNSANDIR. ÇÜNKÜ AKLINDAN İYİ ŞEYLER GEÇİRİR. BÖYLECE İYİLİK BÜYÜR. BÜYÜYEN MUTLU ÇOCUK VE ONUNLA BERABER İYİLİKTİR. BİR TAŞTA İKİ KUŞ VURMAK MİSALİ. KAZANÇLI BİR İŞ YANİ.

SON SÖZ: BİZİM ÇOCUKLARIMIZ DA EN AZ DİĞER ÇOCUKLAR KADAR MUTLULUĞU HAK EDİYOR. 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI VESİLESİ İLE DE DEVLETİMİZİN, ÇOCUKLARIMIZIN MUTLULUĞU İÇİN NE GEREKİYORSA YAPACAĞINA, LÜZUMLU TÜM ŞARTLARI VE ORTAMI BU UĞURDA OLUŞTURACAĞINA VE ÇOCUKLARIMIZA MUTLULUK HAKKINI İVEDİLİKLE TESLİM EDECEĞİNE İNANCIM VE DESTEĞİM TAMDIR. ÇOCUKLARIMIZIN, BİR ELMA ŞEKERİ KADAR MUTLULUK HAKKIDIR. 23 NİSANLARIN BÜYÜKLER İÇİN BİR SORUMLULUĞU DA, GÖREVİ DE BUDUR.

MUTLU BAYRAMLAR ÇOCUKLAR!...
Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN
 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.